Ceza hukuku, bireylerin özgürlüklerini ve itibarlarını doğrudan etkileyen en hassas hukuk dalıdır. Büromuz, soruşturma aşamasından kovuşturma (dava) aşamasına, istinaf ve temyiz süreçlerinden infaz hukukuna kadar sürecin her adımında müvekkillerine titiz ve stratejik bir hukuki destek sağlar .
"Ceza yargılamasında en küçük bir ihmal, telafisi güç zararlara yol açabilir. Bu nedenle dosyanın her detayı büyük bir titizlikle incelenmeli ve strateji ona göre belirlenmelidir."
Kasten yaralama suçu, bir kişinin vücuduna acı verilmesi, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olunmasıdır. Suçun temel şekli TCK'nın 86. maddesinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali ise 87. maddede düzenlenmiştir.
Yargıtay kararlarında;
Kasten yaralama suçlarında olayın oluş şekli, kamera kayıtları, tanık beyanları, adli rapor, darbelerin niteliği ve Adli Tıp Kurumu raporu büyük önem taşımaktadır. Her dosya kendi delilleri içerisinde değerlendirilmeli ve etkili savunma stratejisi oluşturulmalıdır.
Yargıtay uygulamalarına göre, yaralanmanın niteliğinin yalnızca doktor raporuyla değil, tüm deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Eksik bilirkişi incelemesi ile verilen mahkumiyet kararları bozma nedeni olabilir.
Hakaret suçu, bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövme niteliğinde söz ve davranışlarla kişilik haklarına saldırıda bulunulmasıdır. Suç, Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenmiştir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir sözün hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken yalnızca kullanılan kelimeler değil; olayın gerçekleşme biçimi, taraflar arasındaki ilişki, sözlerin söylendiği ortam, toplumsal anlamı ve ifade özgürlüğünün sınırları birlikte dikkate alınmalıdır. Eleştiri amacı taşıyan ifadeler ile kişilik haklarına saldırı niteliğindeki ifadeler birbirinden ayrılmalıdır.
Hakaret suçlarında ekran görüntüleri, WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları, ses kayıtları (hukuka uygun elde edilmiş olması şartıyla), tanık beyanları ve sosyal medya paylaşımları davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir. Soruşturma aşamasından itibaren profesyonel hukuki destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
Tehdit suçu, bir kişinin kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği hususunda korkutulmasıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde düzenlenen tehdit suçunda, failin mağdur üzerinde ciddi bir korku ve endişe meydana getirmeye elverişli bir davranışta bulunması gerekir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre; Bir sözün tehdit suçunu oluşturup oluşturmadığı belirlenirken, sözlerin söylendiği ortam, tarafların ilişkisi, olayın gelişimi, kullanılan ifadelerin niteliği ve mağdur üzerinde oluşturabileceği korku dikkate alınmalıdır. Salt öfke ile söylenen her söz tehdit suçunu oluşturmaz. Ancak mağdurun hayatına veya beden bütünlüğüne yönelik ciddi bir saldırı bildiren ifadeler ceza sorumluluğu doğurabilir.
Tehdit suçlarında en önemli husus delillerin doğru değerlendirilmesidir. WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları, sosyal medya içerikleri, ses kayıtları ve tanık anlatımları dosyanın sonucunu doğrudan etkileyebilir. Savunma açısından ise sözlerin hangi ortamda söylendiği, kastın bulunup bulunmadığı ve olayın gelişimi ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
Dolandırıcılık suçu, failin hileli davranışlarla bir kişiyi aldatması, bu aldatma sonucunda mağdurun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başka bir kişiye yarar sağlamasıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde basit dolandırıcılık, 158. maddesinde ise nitelikli dolandırıcılık halleri düzenlenmiştir. Dolandırıcılık suçunun temel unsuru hiledir. Hilenin, mağdurun iradesini etkileyebilecek ve gerçeği yanlış değerlendirmesine neden olacak yoğunlukta olması gerekir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre; Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın basit bir yalan veya sözden ibaret olmayıp, mağdurun iradesini etkileyebilecek yoğunlukta ve inandırıcılıkta olması gerekir. Failin gerçek dışı beyanlarının, olayın koşulları içerisinde mağdurun yanılmasına neden olacak seviyeye ulaşması halinde dolandırıcılık suçu oluşmaktadır.
TCK m.158 kapsamında;
Dolandırıcılık dosyalarında en önemli inceleme noktaları; hileli hareketin bulunup bulunmadığı, mağdurun nasıl yanıldığı, zararın oluşup oluşmadığı ve failin kastıdır. Banka kayıtları, mesajlaşmalar, sözleşmeler, kamera görüntüleri, ticari belgeler ve dijital deliller ceza yargılamasında büyük önem taşımaktadır. Özellikle internet ve bilişim yoluyla gerçekleştirilen dolandırıcılık dosyalarında delillerin hızlı şekilde toplanması ve korunması gerekir.
Yağma suçu, bir kişinin taşınır malını almak amacıyla, mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılması suretiyle gerçekleştirilen malvarlığına karşı ağır nitelikte bir suçtur. Türk Ceza Kanunu'nun 148. maddesinde basit yağma, 149. maddesinde ise nitelikli yağma halleri düzenlenmiştir. Yağma suçunda fail yalnızca mal edinme amacıyla hareket etmez; aynı zamanda mağdurun irade özgürlüğünü cebir veya tehditle ortadan kaldırır.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre; Yağma suçunun oluşabilmesi için malın alınması ile cebir veya tehdidin arasında bağlantı bulunmalıdır. Failin amacı yalnızca mal edinmek değil, mağdurun iradesini baskı altında bırakarak malın teslimini veya alınmasını sağlamaktır. Cebir veya tehdidin malın alınmasından önce ya da alma sırasında gerçekleştirilmesi halinde yağma suçu meydana gelir.
Yağma suçlarında savunmanın temelini olayın gerçek niteliğinin ortaya konulması oluşturur. Cebir veya tehdidin bulunup bulunmadığı, mağdur beyanlarının tutarlılığı, kamera kayıtları, tanık anlatımları ve olayın gelişimi ayrıntılı şekilde incelenmelidir. Özellikle ağır ceza mahkemesinde görülen yağma dosyalarında, delillerin hukuki değerlendirilmesi ve etkin savunma büyük önem taşır.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları, Türk Ceza Kanunu'nda toplum sağlığını korumaya yönelik olarak düzenlenen ağır ceza kapsamındaki suçlardandır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin imal edilmesi, ticareti, satılması, sevk edilmesi, nakledilmesi veya bulundurulması TCK'nın 188. maddesinde düzenlenmiştir. Kişisel kullanım amacıyla uyuşturucu madde bulundurma veya kullanma ise TCK m.191 kapsamında ayrıca değerlendirilmektedir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; Uyuşturucu madde ticareti suçunun belirlenmesinde yalnızca ele geçirilen maddenin miktarı esas alınamaz. Maddenin niteliği, ele geçiriliş biçimi, sanığın ekonomik durumu, iletişim kayıtları, satışa yönelik davranışlar ve diğer somut deliller birlikte değerlendirilmelidir. Ticaret kastı kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.
Uyuşturucu suçlarında savunmanın en önemli noktası, suç vasfının doğru belirlenmesidir. Dosyada; - ele geçirilen maddenin miktarı, - kriminal inceleme raporları, - arama işleminin hukuka uygunluğu, - dijital deliller, - tanık anlatımları, - iletişim kayıtları ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir. Özellikle TCK m.188 kapsamında açılan davalarda küçük bir hukuki hata yüksek miktarda hapis cezalarıyla sonuçlanabileceğinden profesyonel hukuki destek büyük önem taşımaktadır.
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, kişinin cinsel özgürlüğünü, beden bütünlüğünü ve irade serbestisini koruma amacıyla Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu kapsamda; - cinsel saldırı, - çocukların cinsel istismarı, - reşit olmayanla cinsel ilişki, - cinsel taciz suçları TCK'nın ilgili maddelerinde düzenlenmektedir. Bu suçlar, niteliği gereği özel değerlendirme gerektiren ve çoğunlukla ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlardır.
Cinsel saldırı suçu, kişinin vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun rızasının bulunmaması ve gerçekleştirilen fiilin cinsel nitelikte olması gerekir. Fiilin niteliğine göre basit cinsel saldırı veya daha ağır yaptırım gerektiren nitelikli cinsel saldırı halleri oluşabilir.
Çocuğun cinsel istismarı suçu, çocukların cinsel dokunulmazlığını koruma amacıyla özel olarak düzenlenmiştir. Çocuğun yaşı, fail ile arasındaki ilişki, kullanılan yöntem, cebir veya tehdit bulunup bulunmadığı cezanın belirlenmesinde önem taşır.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre; Cinsel suçlarda değerlendirme yapılırken yalnızca tarafların beyanları değil, olayın bütün özellikleri, delillerin güvenilirliği ve hayatın olağan akışı birlikte ele alınmalıdır. Mahkumiyet kararı verilebilmesi için suçun sanık tarafından işlendiğinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekir.
Cinsel suç dosyalarında soruşturmanın ilk aşaması büyük önem taşır. Delillerin zamanında toplanması, mağdur veya şüpheli ifadelerinin hukuka uygun şekilde alınması, adli raporların değerlendirilmesi ve yargılama stratejisinin doğru oluşturulması gerekir. Savunma açısından; - suçun maddi unsurlarının oluşup oluşmadığı, - delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, - beyanların tutarlılığı, - olayın gerçekleşme koşulları ayrıntılı şekilde incelenmelidir.
Kasten öldürme suçu, bir kişinin yaşam hakkına yönelik olarak, başka bir kişinin bilerek ve isteyerek hayatına son vermesidir. Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesinde temel şekli, 82. maddesinde nitelikli halleri, 83. maddesinde ise ihmali davranışla işlenmesi düzenlenmiştir. Yaşam hakkına yönelik en ağır suçlardan biri olması nedeniyle ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
Failin öldürme kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm sonucunun meydana gelmemesi halinde kasten öldürmeye teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Yargıtay değerlendirmelerinde; - kullanılan araç, - darbenin yönü, - hedef alınan vücut bölgesi, - saldırının devam edip etmediği, - failin olay sonrası davranışları öldürme kastının belirlenmesinde dikkate alınmaktadır.
Kasten öldürme suçlarında failin hukuki durumunun belirlenmesinde TCK m.29 kapsamında haksız tahrik ve TCK m.25 kapsamında meşru savunma hükümleri önem taşımaktadır. Meşru savunma şartlarının oluşması halinde ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkabilir. Haksız tahrik halinde ise fail hakkında indirim uygulanabilir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; kasten öldürme suçlarında failin kastının belirlenmesi için olayın bütün özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Failin kullandığı araç, darbenin niteliği, hedef alınan bölge, eylemin devam şekli ve olay sonrası davranışlar birlikte incelenerek öldürme kastı veya yaralama kastı ayrımı yapılmaktadır.
Kasten öldürme dosyalarında en önemli husus olayın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesidir. Savunma açısından; - öldürme kastının bulunup bulunmadığı, - meşru savunma şartları, - haksız tahrik hükümleri, - delillerin hukuka uygunluğu, - tanık ve bilirkişi raporları ayrıntılı şekilde incelenmelidir. Ağır ceza yargılamalarında etkili ve teknik savunma büyük önem taşır.
Bilişim suçları; bilgisayar, internet, elektronik sistemler veya dijital veriler kullanılarak işlenen ve bilişim sistemlerinin güvenliğini, verilerin gizliliğini veya malvarlığı değerlerini hedef alan suçlardır. Türk Ceza Kanunu'nda bilişim alanındaki suçlar özellikle TCK'nın 243, 244, 245 ve 246. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yargıtay uygulamalarında bilişim suçlarında dijital verilerin tek başına değil, diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Failin IP adresi, kullanıcı bilgileri, cihaz incelemeleri ve işlem kayıtları bir bütün olarak değerlendirilmeden kesin kanaate ulaşılamayacağı belirtilmektedir. Hukuka aykırı elde edilen dijital deliller hükme esas alınamaz.
Bilişim suçlarında klasik delillerin yanında dijital deliller büyük önem taşımaktadır. Dosyanın değerlendirilmesinde; - IP kayıtları, - bilgisayar ve telefon incelemeleri, - banka hareketleri, - mesajlaşma kayıtları, - sosyal medya verileri, - bilirkişi raporları ayrıntılı şekilde incelenmelidir. Dijital delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, savunmanın en önemli noktalarından biridir.
Sahtecilik suçları, hukuki sonuç doğurmaya elverişli belgelerin gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kullanılması suretiyle kamu güvenine karşı işlenen suçlardır. Türk Ceza Kanunu'nda özellikle TCK m.204'te resmî belgede sahtecilik, TCK m.207'de özel belgede sahtecilik düzenlenmiştir.
Resmî belge; kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen, hukuki sonuç doğurmaya elverişli belgelerdir. Resmî belgede sahtecilik; - Belgenin tamamen sahte olarak düzenlenmesi, - Gerçek bir belge üzerinde değişiklik yapılması, - Sahte belgenin kullanılması şeklinde gerçekleşebilir.
Özel belgede sahtecilik, kamu görevlisi tarafından düzenlenmeyen özel belgeler üzerinde gerçeğe aykırı değişiklik yapılması veya sahte belgenin kullanılmasıdır. Özel belgede sahtecilik suçunda belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, sahtecilik suçlarında öncelikle belgenin hukuken değer taşıyıp taşımadığı, sahte olarak düzenlenip düzenlenmediği ve failin kastının bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Belgenin sahte olduğunun teknik inceleme ile ortaya konulması, mahkumiyet için önemli bir delil niteliğindedir.
Sahtecilik suçlarında savunmanın temel noktası, belgenin niteliği, düzenlenme şekli ve failin kastının doğru belirlenmesidir. Dosyada; - belge aslı, - bilirkişi raporları, - imza incelemeleri, - kurum kayıtları, - dijital veriler ayrıntılı şekilde incelenmelidir. Her sahte belge iddiası otomatik olarak suç oluşturmaz; belgenin hukuki niteliği ve kullanım amacı önem taşır.
Güveni kötüye kullanma suçu, belirli bir amaçla kendisine teslim edilen mal üzerinde, teslim amacına aykırı şekilde tasarrufta bulunulması veya malın teslim edilme nedeninin inkâr edilmesiyle oluşan malvarlığı suçudur. Bu suçta fail, mağdurun güven ilişkisine dayanarak kendisine bırakılan mal üzerinde haksız bir işlem gerçekleştirmektedir. Suç Türk Ceza Kanunu'nun 155. maddesinde düzenlenmiştir.
TCK m.155/1 kapsamında basit güveni kötüye kullanma düzenlenmiştir. TCK m.155/2 kapsamında ise meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi nedeniyle ya da başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak kendisine teslim edilen mallar bakımından daha ağır yaptırım öngörülmüştür.
Yargıtay uygulamalarında güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, malın failin eline geçişinin başlangıçta hukuka uygun olması gerektiği kabul edilmektedir. Failin malı hangi amaçla aldığı, teslim ilişkisinin kapsamı ve sonrasında gerçekleştirdiği tasarruflar birlikte değerlendirilerek suç kastı belirlenir. Sadece sözleşmeye aykırılık veya borcun ödenmemesi tek başına güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaz.
Güveni kötüye kullanma suçlarında en önemli husus, malın nasıl teslim edildiği ve failin teslim amacına aykırı hareket edip etmediğidir. Savunma açısından; - teslim ilişkisi, - sözleşme hükümleri, - taraflar arasındaki ticari ilişki, - ödeme kayıtları, - yazışmalar, - tanık anlatımları ayrıntılı olarak incelenmelidir. Her alacak veya sözleşme uyuşmazlığı ceza davasına konu olmaz. Ceza sorumluluğu için güven ilişkisinin kötüye kullanılması ve suç kastı aranır.
İnfaz hukuku, mahkemeler tarafından verilen kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerinin nasıl yerine getirileceğini düzenleyen hukuk dalıdır. Ceza yargılaması sonucunda verilen hapis cezaları, adli para cezaları, denetimli serbestlik uygulamaları ve koşullu salıverilme süreçleri infaz hukuku kapsamında değerlendirilir. İnfazın temel amacı yalnızca cezayı yerine getirmek değil, hükümlünün yeniden topluma kazandırılmasını sağlamaktır.
Hükümlüler ceza infaz kurumlarında; - insan onuruna uygun muamele görme, - sağlık hizmetlerinden yararlanma, - avukat görüşmesi yapma, - dilekçe ve şikayet hakkını kullanma, - eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma haklarına sahiptir.
Koşullu salıverilme, hükümlünün cezasının belirli bir bölümünü iyi halli olarak geçirmesi halinde kalan kısmını denetim altında toplum içerisinde geçirebilmesine imkan sağlayan bir infaz kurumudur. Koşullu salıverilme oranları suç türüne, cezanın niteliğine ve özel kanuni düzenlemelere göre değişiklik gösterebilir.
Denetimli serbestlik, hükümlünün cezasının belirli şartlar altında toplum içerisinde infaz edilmesini sağlayan uygulamadır. Hükümlünün; - belirlenen yükümlülüklere uyması, - kamuya yararlı çalışma yapması, - eğitim veya rehabilitasyon programlarına katılması gibi yükümlülükleri olabilir.
Yüksek mahkeme kararlarında infaz hukukunda temel ilkenin, hükümlünün kazanılmış haklarının korunması ve özgürlüğe yapılan müdahalenin kanuni sınırlar içerisinde gerçekleşmesi olduğu kabul edilmektedir. İnfaz hesaplamalarında hükümlü aleyhine yorum yapılamayacağı, kanunilik ve hukuki güvenlik ilkelerinin gözetilmesi gerektiği belirtilmektedir.
İnfaz hukuku alanında yapılan küçük bir hesaplama hatası dahi kişinin özgürlüğünü etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle; - ceza süresinin doğru hesaplanması, - koşullu salıverilme şartlarının incelenmesi, - denetimli serbestlik imkanlarının değerlendirilmesi, - infaz hakimliği kararlarına karşı başvuru yapılması büyük önem taşımaktadır. Profesyonel hukuki inceleme, hükümlünün kanundan doğan haklarını etkin şekilde kullanmasını sağlar.
Kasten öldürme, uyuşturucu ticareti, zimmet gibi suçlar.
Tehdit, hakaret, kasten yaralama, hırsızlık suçları.
Kolluk ve savcılık ifadesinde hukuki yardım.
Haksız tutuklama kararlarına karşı etkin itiraz.
İfade verme işlemi, soruşturmanın en kritik aşamasıdır. İfadeniz alınmadan önce mutlaka bir avukatla görüşmeli ve haklarınızı öğrenmelisiniz. Avukatınız eşliğinde ifade vermek, ileride aleyhinize olabilecek durumların önüne geçer.
Tutuklama kararına karşı, kararın öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içinde itiraz edilebilir. İtiraz dilekçesi, hukuki gerekçelerle desteklenmelidir.
Cezanın infazının tamamlanmasından itibaren belirli sürelerin geçmesi ve mahkemeye başvuru yapılması şartıyla adli sicil kaydı silinebilir.